26 Mayıs 2017 Cuma

Aykut Kocaman meselesi...



Şu sıralar hükümet ile Aziz Yıldırım arasında adeta bir köprü olan Rıdvan Dilmen, son zamanlarda Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin başına geçeceğini sıklıkla söylemeye başladı ve iki taraftan da bir yalanlama gelmediğine göre, Aykut Kocaman Fenerbahçe'ye döndü diyebiliriz.

Sonda yazacağımı başta yazayım, bir Fenerbahçe taraftarı olarak Aykut Kocaman'ı teknik direktör olarak asla Fenerbahçe'de görmek istemiyorum. Gelsin başkanımız olsun, çok isterim. Çok da yakışır... Ama İsmail Kartal-Vitor Pereira-Dick Advocaat dönemi sonrası Aykut Kocaman'ı 1 dakika dahi Fenerbahçe teknik direktörü olarak görmeye tahammülüm yok... Aykut Kocaman'a değil, onun oynattığı "bayık" futbola dayanamıyorum.

***

Başa dönelim... İlk futbol efsanem Aykut Kocaman. Rüştü'ler, Boliç'ler, Okocha'lar öncesi... Hala da en sevdiğim 5 Fenerbahçe futbolcuyu saysam, yeri bankodur. Ekşi Sözlük'te, Twitter'da ve bu blog'da kısa bir arama yapıldığında Aykut Kocaman'ı bir zamanlar ne kadar çok sevdiğim görülecektir.

İsteyenler için birkaç örnek koyayım buraya...

https://eksisozluk.com/entry/14476693 (Bu yazıyı yazdığımda 20 yaşındaydım.)

https://eksisozluk.com/entry/15848445 (Mart 2009, Fenerbahçe'nin başına geçmesini en çok isteyen insan olabilirim)

https://eksisozluk.com/entry/19731673 (Aykutbahçeliyim yazmışım, romantikliğe gel)

***

Fenerbahçeli taraftarlar arasında Alex'in ayrılığı sonrası bir kırılma olduğu açık. Alexçiler ve Aykutçular olarak ikiye bölünüldü. Sırf Alex'in Fenerbahçe'den bu şekilde gönderilmesine yol açtığı için bile Aykut Kocaman'ı istemeyen Fenerbahçeli sayısı oldukça fazla. "Alex-Aykut" meselesinde Aykut Hoca'ya hak verdiğim yönler var. Alex'in de hatası var, Twitter'da hocası için "Kıskanç" yazmak gibi. Ama iki tarafı da okuyup dinlediğimde, %80 oranla Alex'in yanındayım ve bu hiç değişmeyecek. Fakat Alex meselesi hiç yaşanmamış olsa dahi, ben bugün de Aykut Kocaman'ı teknik direktör olarak istemiyor olacaktım ve bu yazıyı yazma nedenim de bu... Lafı uzatmadan Aykut Hoca'yı istememe sebeplerimi sıralayayım...

1- Nuri Bilge Ceylan filmi yavaşlığı

Sinemamızın yüz akı Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini bilirsiniz. Çoğu insana ağır gelir. Çok yavaş ilerler. Filmlerini yarıda bırakan, izlerken uyuya kalan çok arkadaşım var. Sinemaya gönül veren bir insan olarak ben bile bazı filmlerini fazlasıyla sıkıcı buluyorum. İzlemesi sabır gerektiriyor. Maalesef ama maalesef Aykut Kocaman futbolu da böyle. Bayık, yavaş, ağır... Üstelik Nuri Bilge Ceylan filmlerindeki kalite de asla yok. Şu da var, Nuri Bilge Ceylan, Tarkovski gibi yönetmenlerin film sayısı sınırlı. Ağır da olsa izlemek isterseniz kısa sürede hepsini izleyebilirsiniz. Fakat futbol öyle mi... Yılda 50-60 tane Fenerbahçe futbol maçı izliyoruz ve bu yavaşlık eziyete dönüşüyor, çekilmez bir hal oluyor.

2- Efsane golcünün golü sevmemesi

Hepimiz çocukluğumuzdan itibaren "top" oynadık. Bu oyunu icat edenler bir top, iki kale var demişler. En önemli şey de eskiden beri "Gol". Bu oyunun varlık sebebi gol atmak. Gol yoksa futbol da yok.

Aykut Kocaman Türk futbolunun efsane golcülerinden biri. Zaten bunu herkes biliyor ve fazla bahsetmeye de gerek yok. Süper Lig'de 200 golü geçen 5 isimden biri ve 3 kez de gol kralı oldu.

Bunları niye mi yazdım? Böylesine efsane bir golcü olduğu halde, teknik adamlık döneminde golden bu kadar nefret eden az insan gördüm... Gerçi bu ayrı bir yazı konusu, Mancini, Ertuğrul Sağlam gibi örnekler de var. Ama bu dalda oscar Aykut Hoca'ya gider.

Ben bir taraftar olarak takımımın olabildiğince çok gol atmasını istiyorum, gelene 4, gidene 5 atmayı hayal ediyorum. 2003-2006 arası Daum dönemi yaptık bunu. Daum'la 2005/06 sezonunda tam 90 gol attığımızı unutmayalım. Biz yetişemesek de bu kulüp 103 golle rekor kırdı, rekorda en büyük pay da Aykut Kocaman'a ait. O ise her maçı 1-0 kazanmayı yeterli görüyor. Hele skor 2-0 olmuşsa 3. golü asla düşünmüyor. Böyle garanticilik olmaz olsun...

"Futbolun katili Türk hakemleri" diye bağırılır tribünlerde.. Ben de elinde yeterince imkan olduğu halde takımına defans futbolu oynatan hocalara "Futbol katili" diyorum ve maalesef Aykut Hoca da bu örneklerimin başında geliyor. Bu mesele açıldığında "Defansif diyorsun, gol attırmıyor diyorsun peki öyleyse 2010/11 sezonunda nasıl 84 gol attık?" sorusu soruluyor. Benim de yanıtım hep aynı.. "Unutma, beğenmediği, istemediği 34 yaşındaki Alex o sezon tam 28 gol attı."

Not: Alex'in 2008/09 ve 2009/10 sezonlarında 11'er golü vardı.


3- Düz futbolcu sevdası, yıldız futbolcu düşmanlığı

Fenerbahçe'nin kadrosunda her zaman "gerçekten" yetenekli futbolcular olmuştur. 2000/01 yılındaki şampiyonluğu Revivo/Rapaiç'le kazandık, 2003/04'te Van Hooijdonk olmasa şampiyonluk imkansızdı. Kısa sürede ayrılsa da Ortega'nın yeteneğini, çalımlarını kim unutabildi? Alex döneminden iyi biliyoruz ki Okocha, Ortega, Revivo, Rapaiç gibi aklımıza gelen ne kadar gerçek yıldızımız varsa, Aykut Kocaman hepsinin karşısında. Onun yıldızı Cristian. Cristian'a bir Alex'miş gibi yaptığı övgüleri unutamıyorum.

Kadromuzda şu an bulunan Hasan Ali Kaldırım, tam Aykut Kocaman futbolcusu... Yeteneği kısıtlı Hasan Ali'nin azmini çok takdir ediyorum ama Aykut Hoca maalesef takımın tamamını Hasan Ali Kaldırım ve benzeri futbolculardan oluşturmak istiyor. "Düzlük" Aykut Kocaman futbolunun yapı maddesi olmuş. Yönettiği Anadolu takımlarında dahi Alexander Hleb gibi Arsenal ve Barcelona'da oynamış bir isme dayanamaması da bunun kanıtı.

4- Zirveye oynayan Anadolu takımı ekolü

Bu tweet'i Mayıs 2013'te yazmıştım... "Sezon bittiğine göre artık yazabilirim. Aykut Kocaman Fenerbahçe'yi oyun olarak "Zirveye oynayan Anadolu takımı"na çevirdi."

Sanırım en uygun tanım bu. Vitor Pereira, Dick Advocaat dönemi de maalesef devam eden bu anlayışı Fenerbahçe'ye Aykut Kocaman getirdi.

Geriye dönelim. Benim Aykut Hoca'dan çok umutlu olduğum dönemler. 24 Ekim 2010. Galatasaray ile Kadıköy'de oynuyoruz. Meşhur Pino'lu maç... 0-0 bitiyor, iyi de oynamıyoruz ama Aykut Hoca maça Alex, Niang, Stoch, Dia dörtlüsüyle başlıyor. Üstelik orta sahanın ortasında da Emre Belözoğlu ve Mehmet Topuz'u oynatıyor. Kariyerindeki en hücumcu 11 olabilir. Böyle ofansif 11'le başladığı için benim için sorun yok.



7 Aralık 2011.. Yine bir Galatasaray maçı. Aykut Hoca maça öyle korkak bir 11'le başlıyor ki, şu tweet'i atmışım maçtan önce.. "Deli gibi sevdiğim Aykut, soyadına yakışır kadro çıkartamadı. Sanki Fenerbahçe değil Küçükköy" Bienvenu ve Alex dışında gerçek hücumcu yok. Sonuç mu, Alex son dakikada attığı golle skoru farkı ikiye indiriyor: 3-1. Hatırlayamayanlara Eboue'nin gol attığı maç diyeyim.. Fenerbahçe'de 5 yıl kalmalı dediğim Aykut Kocaman'ın hocalığını sorguladığım günler..

Son bir derbi örneği daha vereyim. Unutulmaz Süper Final maçı... Maç 0-0 bitti herkesin hatırlayacağı gibi. Fenerbahçe'nin kaç tane gol pozisyonu aklınıza geliyor? Benim hiç gelmiyor ne yazık ki. Aklıma gelen şey "İyiyim, oynarım" diyen Alex'i 75'te oyuna sokması... 1-0'cı Aykut Hoca bu maçı da sonlarda atacağı bir golle kazanmayı hedeflemişti ama Dia'nın kırmızı kartı planları bozdu...

Şimdilerde Beşiktaş'a son dakikada attığımız golle beraberliğe sevinir olduk ya... Bu takım 3 yıldır şampiyonluğa uzak ve işte bu derbilerde oynadığımız Anadolu Takımı oyununu Fenerbahçe'ye monte eden isim de Aykut Kocaman'dır... Alex-Niang-Stoch-Dia'lı dörtlüyle devam etseydi desteğim sonuna kadardı ama Fenerbahçe'ye böyle korkak, çift ön liberolu bir anlayışın hakim olmasını kabullenemiyorum...

5- Başkana paravan olacak olması

Aziz Yıldırım'ın canlı yayında söylediği sözler var ve insanlar bunları unutmuş değil. "Ersun Yanal benden sonra da bu kulübe giremez. Aykut Kocaman ise benim dönemimde bu kulüpte çalışamaz" dedi. Aykut Kocaman'ın bu sözlere rağmen takıma dönecek olmasını geçtim, Aykut Hoca'yı takımın başında görmek isteyen, onun için tribünlere gidecek azımsanmayacak bir kitle var. Aziz Yıldırım'ın, "İstifa" diye bağıran tribünleri uyutmak için Aykut Kocaman'ı paravan olarak kullanacağı çok açık.

Hoş, Advocaat defalarca "Benden iyisini bulabiliyorlarsa düşünmesinler hemen getirsinler" dedi alaycı bir şekilde. Adamın haklı olduğunu bildiklerinden kovamadılar...

***

Aykut Kocaman Fenerbahçe'yi şampiyon yapabilir, yapamaz diye bir şey yok. Keşke yapsa. Ama benim bahsettiğim şey şampiyonluktan daha önemli.

Bu sezon hiç Napoli'yi izlediniz mi? Beşiktaş'la eşleştiler, herkes izlemiştir az çok... Sarri'nin yönettiği Napoli bu sene Avrupa'da en çok beğendiğim takım... Şampiyon mu oldular? Hayır. Avrupa'da final mi oynadılar? Ona da hayır. Fakat öyle güzel hücum futbolu oynuyorlar ki benim için gönüllerin şampiyonu... Fenerbahçe, Napoli'nin bu sezon oynadığı futbolun yarısını oynasın başka bir şey istemem zaten.

***

Kapanışı Mehmet Demirkol'la yapalım... "Aykut Hoca'nın gelmesi bir daha Alex'lerin, Anelka'ların olmaması demek. Bunu kabul ediyor musunuz? Kabul ediyorsanız tamam gelsin Aykut Hoca."

Ben kabul etmiyorum, siz?

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Fenerbahçe'nin son zamanlarına dair...


Bayağıdır Fenerbahçe'yle ilgili yazı yazmıyordum, bu nedenle uzun bir yazı olacak, özet geç demeyin :)

Fenerbahçe'nin son yılları konuşulurken hep "3 Temmuz'a dönelim" denir ya, aslında daha da geriye gitmek lazım. Bilindiği gibi Fenerbahçe, Daum yönetiminde 2 yıl üst üste şampiyon oldu, 90 gol-81 puanlı 2005-06 sezonunda ise dramatik bir şekilde 3. şampiyonluğu kaçırdı. Fenerbahçe'nin kaderi Denizlispor maçı sonrası değişti. Aziz Yıldırım, istifa ettikten sonra geri döndü ama Daum'u geri getirmedi. Zico geldi, 100. yılda şampiyon olundu ama sadece 70 puan-65 golle..

Daum'un 25 gol+11 puan üstünlüğü olmasına rağmen, sırf şampiyonluk kaçtığı için Alman teknik adam başarısız kabul edildi. Belki uzun yıllar Fenerbahçe'nin ligde 90 gol attığını göremeyeceğiz, yıllar geçtikçe Daum'un ilk 3 senesinde oynattığı göze hoş gelen futbolun değeri daha fazla anlaşılıyor... Ersun Yanal'ın oynattığı futbol çok övüldü, Daum'lu 2004-2006 arası Fenerbahçe çok çok daha iyiydi, daha da iyi bir Fenerbahçe izlemedim zaten...

Normal bir takımda olması gerektiği gibi Daum'la devam edilseydi, eminim Fenerbahçe 4. yıldızı Galatasaray'dan çok daha önce takacaktı, biz Fenerbahçelilerin son 10 yılı daha mutlu geçecekti. "E Daum daha sonra yine geldi ve şampiyonluğu kaybettik"demeyin, o takımı Daum kurmadı. Aragones'in Güiza'sıyla oynamak zorunda kaldı. Mutlaka okuyanlar olmuştur, Daum'un o dönemle ilgili gülümseten bir açıklaması var. Aykut Kocaman'a kanat oyuncusu alınması için 8 kişilik bir liste vermiş. Aykut Hoca ise kanat oyuncusu yerine "Türkiye'nin Drogba'sını alıyoruz" deyip Gökhan Ünal'ı aldırmış. Güiza, Semih gibi golcülerin olduğu takıma, Daum istemediği halde...

Daum'lu günlerden bugünlere gelecek olursak...  Fenerbahçe'nin son 5 yılda sadece 1 şampiyonluğu var. Buna rağmen bugün kulüpte seçim olsa, yine açık ara Aziz Yıldırım seçilecek. Bu nedenle insanın fazla bir şey yazası gelmiyor. Ama Vitor Pereira'dan başlayarak kısa kısa kulübün gündemindeki konulara değineyim.

***


Vitor Pereira'yı tanımıyordum, adamı yolda görsem tanımazdım 1000 Türk'ün 999'u gibi. Geldi, açıklamalar yaptı, bizlere umut verdi. "Hücum futbolu oynatacağım" dedi, "Büyük takımlara hücum futbolu yakışır" gibi sözlerle sezon öncesi desteği topladı. "Benim için öncelik defanstır, 1-0 olsun bizim olsun" deseydi, hücum futbolu hastası bir taraftar olarak anlayışını benimsemesem de, en azından kendimi buna göre hazırlardım.

Sezon bitti, Vitor Pereira'lı Fenerbahçe'yi en güzel Nani özetledi: Biz sezon boyunca takım olamadık... Nani'nin bile hocasını eleştirdiği yerde ise bütün sezon takdir edildi Vitor Pereira sırf maçlarda 3 puan kazanılıyor diye. Neymiş, Fenerbahçe gol yemiyormuş, pozisyon vermiyormuş. Kimse de demedi ki koskoca Fenerbahçe böyle defans ağırlıklı oynar mı... Fenerbahçe'nin oynaması gereken güzel futbolu, Şenol Güneş Beşiktaş'a oynattı sezon boyunca. Vitor Pereira belirli ölçülerde iyi bir teknik adam bence, ama kesinlikle büyük takım hocası değil. Çünkü inanılmaz korkak ve korkakların büyük takımda işi yoktur.

Örneğin Slaven Bilic de iyi hoca bence ama küçük takım hocası. Defans oynatmayı seviyor, hiçbir zaman Şenol Güneş gibi göze hoş gelen futbol oynatamaz bu anlayışla. Oğuzhan Özyakup'un da şöyle bir açıklaması var.. "Bilic takımı defansif çıkarmayı severdi, Şenol Hoca sürekli pas yapan orta saha ister. Bu bana inanılmaz katkı sağladı."

Fenerbahçe, Van Persie, Nani, Diego, Fernandao, Gökhan, Caner, Volkan Şen, Kjaer, Volkan Demirel'li kadrosuyla şampiyon olamayarak tarihin en büyük rezilliklerinden birine imza attı ve Vitor Pereira hala takımın başında! 2005/06 sezonundaki gibi güzel oynarız, 90 gol atıp şampiyonluğu kaçırırız, eyvallah derim ve en büyük Pereira'cı ben olurum. Ama bu adam bütün sezon hücum futbolu oynayacağız diye diye sadece 60 gol atabildi ligde. Üstelik son haftalarda sistem değiştirip daha golcü bir takım yaratmasına rağmen...

***


Gelelim Diego'ya... Sonda yazacağımı başta yazayım, Diego Fenerbahçe'de herkesin söylediği gibi beklentileri karşılayamamıştır ve hayal kırıklığı yaratmıştır... Ama...

Arkadaşlarım ve beni takip edenler bilir ki Diego'yu inanılmaz derecede severdim, hala da severim. Özel olarak takip ettiğim, hastası olduğum nadir topçulardan biriydi. Fenerbahçe'ye geldiğinde de çok sevinmiştim doğal olarak. Diego, hiçbir zaman Alex kadar golcü bir futbolcu olmasa da, kariyerinde birçok sezon 10 golü geçmeyi başardı. Werder Bremen'de oynadığı 3 sezonda, sırasıyla 13, 13 ve 12 gol attı. (Bunlar sadece ligde attığı goller) Müthiş performansı sonrası da 25 milyon Euro bonservis karşılığında Juventus'a transfer oldu. Çok öncelere gitmeden, 2012/13 sezonunda da Wolfsburg formasıyla Bundesliga'da 10 gol attı. Az buz rakamlar değil bunlar.

Diego'nun asıl mevkisi nedir? Ofansif orta saha di mi? Peki Fenerbahçe'de kaç maçta 4-2-3-1 ya da 4-4-1-1'in forvet arkasında oynadı? Sayılıdır çünkü Fenerbahçe son 2 yılda maçların %90'ında 3'lü orta sahayla oynadı. İç sahadaki kolay maçlarda bile hem İsmail Kartal, hem de Vitor Pereira 3'lü orta sahayı bozmadılar. Diego hep hocaların isteğiyle kaleden uzak kaldı.

Bu noktada hayatım boyunca duyduğum en saçma eleştirilerden birine değinmek istiyorum. Bir pozisyonda Diego, defansa kadar koşup golü önlüyor. Tümer Metin ise diyor ki, "Diego'nun orada ne işi var. Sen Hagi'yi, Sergen'i, Alex'i oraya koşturamazsın! 10 numara oraya koşmaz, Diego 10 numaralı formayı çıkarsın" Bir futbolcunun defansa gelip golü önlediği için eleştirdiğini ilk kez gördüm. Aslında ben de Tümer'le aynı şeyi düşünüyorum, bana göre de Diego o kadar koşup defansa gelmemeli ama burada eleştirilmesi gereken kim? Tabii ki Vitor Pereira, öncesinde de İsmail Kartal. Ama Tümer, Diego'yu eleştiriyor... Yahu hocası adama o görevi vermiş. Ben orada oynamam dese, "Sorunlu Diego hocasını dinlemiyor, olay çıkartıyor" denilecek. Takımın birçok maçta en çok koşan ismi olunca ise, "Diego gol yollarında etkili değil, gol atamıyor" deniliyor.


Alex, Josef ve Mehmet Topal'ın biraz önünde üçlü orta sahada oynasa, Fenerbahçe'de efsane olabilir miydi? Kaç gol atar, kaç asist yapardı? Peki hocasına "Ben bu mevkide oynamam" diye resti çeker miydi, çekmez miydi? Burada da Alex'in açıklamasından bir bölüme yer verelim:

"Ama benim başarımın kahramanı Daum’dur. Diego’ya bak mesela iyi bir örnek. Çok çok iyi bir oyuncu, kariyeri ortada. Ama ya oynamıyor ya da performansı genelde beğenilmiyor. Çünkü bana göre İsmail Kartal onun iyi yönlerini yeterince koruyamıyor oyun içinde. Problem bu. Ben de Daum olmasa benzer şeyleri yaşardım.

Mesela Daum beni Pierre van Hooijdonk ve Marcio Nobre’nin arkasına yerleştirmek için aldı. Ve üçümüze göre bir sistem oturttu. Pierre sakatlandı, Anelka geldi ve sistemi ben, Anelka ve Tuncay’a göre değiştirdi. Şu an İsmail Kartal’ın sistemine bakalım... 3 ileride 3 ortada oyuncu var. Bu sistemde Diego’yu göremezsiniz. Dışarıda bırakmanız uygundur. Ama eğer hoca derse ki Diego benim için önemli, oynamalı. O zaman sistem değiştirip Diego’yu koyabilirsiniz. Diego’nun pozitif oyun yönünü görmek için onun oynayabileceği sistem tercih etmeniz gerek. Tıpkı Daum’un oyun içinde kötü noktalarımı kapatmamı sağladığı gibi.”

Özetle, Diego hayal kırıklığı yaratmıştır ama hakkında yapılan çoğu eleştiri saçma ve cahilcedir. Bir Tümer'in söylediklerine bakıyorsun, bir de Alex'in sözlerine... Daum olmasa, o dönem Vitor Pereira bizim hocamız olsa, Alex belki de ıslıklanarak takımdan gönderilecekti.

***


Yazı uzadıkça uzuyor, zaten okumayı bırakan çoktan bırakmıştır. :) Bu nedenle içimden geldiği gibi yazmaya devam ediyorum... Biraz da Gökhan Gönül ve Caner Erkin transferlerinden bahsedeyim. FM oynayan herkesin önceliği, oyuncularını bedava kaptırmamaktır. Adeta oyun boyunca birer İlhan Cavcav oluruz. Sözleşme bitimlerine en az 6 ay kala anlaşma yoluna gideriz ki, el bebek gül bebek gibi büyüttüğümüz oyuncular, başka takımlara bedava gitmesinler..

Peki Fenerbahçe ne yapıyor? En önemli yerli oyuncuları, Caner Erkin, Gökhan Gönül ve Mehmet Topal'la sözleşme imzalamıyor, sezon sonunu bekliyor. Bu üç oyuncunun bonservis toplamları 20 milyon Euro. Ama sen Manchester City ekonomik rahatlığındaymış gibi oyuncularla anlaşmak için sezon sonunu bekliyorsun. Sonuç: İkisi gitti, sadece Mehmet Topal kaldı. Böylesine değerli oyuncular gidiyorsa, kızılacak ilk kişiler yönetimdekilerdir, oyuncular değil. Siz hiç Barcelona'nın, Real Madrid'in, Bayern Münih'in değerli bir futbolcusunu bedavaya kaptırdığını gördünüz mü? Göremezsiniz. Adamlar 2 sene öncesinden 5 yıllık sözleşme imzalıyorlar. Sen imzalamıyorsan, demek ki o futbolculara yeterli değeri vermiyorsundur... Oyuncu böyle bakar olaya.

Madalyonun diğer yüzü ise... Tuncay Şanlı, Avrupa'ya gittiğinde bonservis kazandırmadığı için arkasından sallayanlar, küfredenlerin Caner Erkin'e hiçbir şey demediklerini görüyorum. Ne fark var? Kulüpte hiçbir şeyin standartı yok ki zaten... Sen Caner'i 1 kuruş kazandırmamasına rağmen alkışlarla gönderirsen, Gökhan'a da bu kadar kızamazsın. Neticede yaş itibari ile Caner, Gökhan'dan çok daha fazla bonservis getirebilecek bir futbolcuydu.


Gökhan Gönül meselesine gelince... Yine beni takip edenler bilir, kırgınlık olmuştur ama Rüştü'yü hala çok severim. Hiçbir zaman sorun çıkarmamıştır. Volkan, Emre Belözoğlu gibi abuk sabuk işlere kalkışmamıştır. Bu kulüpte son 20 yılda dayak yiyen tek futbolcudur. Buna rağmen o dönem kulüpten ayrılmayıp oynamaya devam etmiştir, sonrasında da Barcelona'ya kadar gitmiştir muhteşem performansıyla... Alex, Volkan, Gökhan, Caner, Emre Belözoğlu, Van Persie vs... Amigodan dayak yeseler neler olur? Biri bile kulüpte kalır mı? Peki o amigonun, tribün liderinin hali ne olur? Rüştü'yü döven İbrahim Gümüştekin'in hala Anadolu GFB'nin lideri olduğunu, hem Sedat Peker, hem de Aziz Yıldırım tarafından desteklendiğini biliyor musunuz?

Tüm bunları geçtim, Zico, Rüştü gibi bir kaleciyi 3. kaleci olarak düşünüyordu. Ben yurt dışına transfer olmasını istiyordum, Beşiktaş'a gittiği için tabii ki Rüştü'ye kırgındım fakat o dönem Gürcan Bilgiç'e röportaj vermişti "Ben hala Fenerbahçeli Rüştü'yüm, bunu da Beşiktaş başkanı ve yöneticileri biliyor" diye. O röportajdan sonra da Rüştü'yü savundum hep. Rüştü konusuna peki neden girdim şimdi... Gökhan'ı da aynı Rüştü'yü savunduğum gibi savunuyor olabilirdim şu an. Ama o yaptığı karaktersizlikte Tümer Metin olmayı seçti. Hiç farkı yok.


Gökhan Gönül, fanatik Fenerbahçeli Ercan Saatçi'nin de bulunduğu bir ortamda "AYLAR ÖNCE" Beşiktaş'a imzayı attı. Bakın attı diyorum, çünkü bunu ben dahi çok "net" bir şekilde duyduysam, basındaki "baron"lardan bilmeyen yoktur. Ön protokol ya da başka bir şey... Ortada hiçbir şey yokken Gökhan'ın Beşiktaş'a imza attığı söyleniyor lig devam ederken, Gökhan bunu sürekli yalanlıyor, sonunda da Beşiktaş'a transfer oluyor. Sürekli yalanlamasa, hakkında haber yapanlara şerefsizler vs. demese, yine bu kadar kızmayacağım. Haftalarca bu imza işinin yalan olduğunu söyledi, sonrasında da resmen Beşiktaş'ta. Bir Fenerbahçeli bu saatten sonra Gökhan Gönül'e neden inansın? Gökhan Gönül benim için artık Tümer Metin'den farksızdır, en az onun kadar karaktersizdir kişilik olarak.

Ben Revivo-Baliç ikilisini Galatasaray'da izlemiş adamım. Sonrasında da Rüştü. Koymaz artık Gökhan'ın Beşiktaş'ta, Galatasaray'da oynaması. Benim Gökhan'a asıl kızdığım nokta şu... "Şampiyon olamazsak çok ağır fatura çıkar. Herkes kendine dikkat etsin" demişti Galatasaray derbisi sonrası. Hatırlayacaksınız, aynı maçta Diego'yu da taraftarın önüne atmıştı. Sen böyle kabadayı gibi açıklamalar yapıp Beşiktaş'a gidemezsin... Bu mu hesap vermek, bu mu çok ağır fatura ya... Üstelik paylaştığı veda mesajında da Fenerbahçe'nin adını anmıyor, tek "Fenerbahçe" geçmiyor Instagram paylaşımında... Senelerce hem Aziz Yıldırım'ı, hem taraftarları yalayıp, şampiyonluk yarışı sırasında Beşiktaş'a imza atan futbolcunun Tümer Metin'den hiçbir farkı yoktur, nokta.

***



Çelişkilerle dolu kulübün, çelişkilerle dolu başkanının sözlerine de değinip yazıyı noktalayayım. Aziz Yıldırım, İsmail Kartal döneminde şu sözü söylemişti: Bundan sonra başarı İsmail Kartal'ın, başarısızlık Aziz Yıldırım'ındır. Ne oldu, o kaldı, İsmail Kartal gitti. O sezon sonuna gelelim... Açıklaması şu şekilde: İsmail Hoca'ya kefilim. Yine kefilim. Şampiyonluk kaçtı, suçlu benim evet. 50 milyon Euro harcasam şampiyon olurduk. Ama 50 milyon Euro'yu harcasam kulübe ihanet etmiş olurdum... Fenerbahçe'nin geleceği olmazdı...

Bunları diyen Aziz Yıldırım ne yaptı, bir önceki yıl yapmadığını yapıp 50 milyon Euro'luk transfer yaptı. Yine şampiyon olamadı. Şampiyon olamamasını geçtim, kendi deyimiyle söylüyorum, "Kulübe ihanet etti". Peki bu sözleri bir kişi bile Aziz Yıldırım'a hatırlatabildi mi? Hatırlattı diyelim, Aziz Yıldırım'ın yanıtı ne olurdu? Sen Terraneo diye bir adam getiriyorsun, transferleri ona yaptırıyorsun, sonra eleman deyip gönderiyorsun. E belki şampiyonluk Terraneo'yu gönderdin diye kaçtı? Fenerbahçe'nin böyle çelişkilerle dolu bir başkanı olursa, teknik direktörü de sezon başı defalarca hücum futbolu oynatacağım deyip defans oynatır, bu çelişkileri sorgulayan mı var?


Yine diyor ki, "Nani için Çin'den 20 verdiler satmadık, 25'e kadar da çıkacaklardı pazarlık yapsak" Bunu devre arası için söylüyor, bugün Nani 20'lere değil, 8.5'a gidiyor... Koca kulüpte bunu başkana sorabilecek tek bir kişi dahi yok.

Pereira yerine herkesin tanıdığı, kaliteli bir teknik adam getirilse, sırf Nani değil, Caner ve Gökhan da kulüpte kalacaklardı belki. Pereira ile ilk takışan Van Persie oldu ve adam tüm bu olumsuzluklara rağmen ligi 16 golle tamamladı, onun da performansı kesinlikle artacaktı. Kovulunca verilecek 3-4 milyon Euro'luk tazminat mı Vitor Pereira'yı takımda tutan? Belki bu 3 milyon Euro yüzünden 50 milyon zarar edecek kulüp.

Diyelim ki, bir şekilde Beşiktaş çöküşe geçti ve Fenerbahçe de öyle veya böyle şampiyon oldu. Bu Fenerbahçe'de doğruların yapıldığı anlamına gelmez. Nani'nin vatandaşı Pereira'yı eleştirdiği yerde kimse bizim onu desteklememizi beklemesin. Galatasaray bu durumdayken zaten Fenerbahçe için en kötü ihtimal 2.'lik. Aziz Yıldırım da sağolsun Fenerbahçeli taraftarları 2.'liğe alıştırdı, sorun edilmiyor kaçan şampiyonluklar...

22 Ağustos 2013 Perşembe

Cevap Beklenen Sorular...

CAS'tan olumlu bir sonuç çıkacağını düşünmediğim için Arsenal maçlarını sadece ciddi bir sınavdan ibaret görüyor(d)um... 3 yemişiz, kötü sonuçlar almışız benim için hikaye... Son 2 sezondur hayatımda görmediğim Türkiye Kupası'nı da kazandığımıza göre, daha önce de söylediğim gibi bu sezon önemsediğim tek şey var, Spor Toto Süper Lig... Ersun Yanal'ın da yerinde olsam içten içe takımın men edilmesini isterdim ve Türkiye Kupası'ndan da çabucak elenmeye bakardım... Burak Yılmaz, Sneijder ve Drogba'lı Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele ederken Fenerbahçe'nin sadece lige odaklanması, bana göre sezon sonunda sevinmenin tek yolu...

Galatasaray ile oynanan Süper Kupa maçından önce bir yazı yazmıştım... Takımla ilgili korkularım vardı çünkü. Ersun Yanal'ın bu kadar rahat olması beni delirtiyor, bir o kadar da şaşırtıyordu. Her şeyi gayet güzel planladıklarını, sıkıntı olmadığını söylüyordu. Aradan geçen zaman Ersun Yanal'ı değil, ben ve benim gibi düşünenleri haklı çıkarttı maalesef. Bu takım hala şampiyon olabilir, kaybedilen bir şey yok ama bu anlayışla imkansız... 2003/04 sezonuna da 3-0'lık şok İstanbulspor mağlubiyetiyle başlamıştık ama hikaye mutlu sonla bitmişti...

Tekrarlayacağım ve cevap beklediğim sorulara gelince...

1- Koskoca Fenerbahçe'nin kadrosunda nasıl olur da tek bir ofansif orta saha oyuncusu olmaz? Bir zamanlar Ortega, Rapaiç, Revivo, Ceyhun, Yusuf aynı takımda bulunurken, şimdi yıldızları geçtim, vasat bir yıldızcık bile yok. Sen öyle veya böyle son haftalara kadar yarışa tutunabilirsin. Ama öyle bir gün gelir ki tek bir adamın maçı alması gerekir...

2- 6+0+4 kuralını bilmeyen kalmadı... Fenerbahçe'nin nasıl olur da en azından kulübede oturacak tek bir yerli forveti olmaz? Elinde 4 forvet var, hepsi de yabancı... Bravo, çok güzel plan-proje... Alınan kötü sonuçların ardından kesinlikle transfer yapılacaktır. Peki iyi sonuçlar alınsaydı, yerli golcüsüz devam mı edilecekti?

3- Bu nasıl bir düzgün kadro yapısı ki, eldeki orta saha oyuncularının %90'ı merkez oyuncusu... Eldeki sol açık ve sağ açıkları birer birer gönderiyorsun, yerlerine adam almıyorsun. Biri bana çalım atıp, adam geçecek kanat adamlarımızı sayabilir mi?

4- Fenerbahçe'nin 2000'li yıllardaki en büyük artısı duran toplardı. Maçlara erken girip Pierre van Hooijdonk'un frikik çalışmasını izlemek, 90 dakikanın tamamından fazla keyif veriyordu bana. Alex, Revivo, Rapaiç, Ceyhun, Roberto Carlos, Tümer vs. derken nice güzel frikik golü izledik. Nobre, Tuncay, Lugano, Luciano ve birçok oyuncu kornerlerde, Alex'in kullandığı serbest atışlarda az mı gol attı? Peki şimdi? Mevcut kadroda duran top ustası diyebileceğimiz kim/kimler var?

5- Diego Lugano, 2010/11 sezonunda ligde 7 gol attı... Başta Karabükspor maçında attığı gol olmak üzere birçok golü de galibiyetlerde önemli rol oynadı. Peki soruyorum... Stoperleri geçtim, şu takımda hangi orta saha oyuncusu 7 gol atar dersiniz? Emre mi, Meireles mi, Topal mı? Yoksa daha şimdiden bazı yazarlar tarafından satılsın denilen Salih mi? Bu rakamlara ulaşma potansiyeli olan 2 isim var. Biri Cristian, diğeri Alper Potuk. Cristian, teknik direktör olsam bu takımdan acilen göndereceğim 2 futbolcudan -diğeri de Meireles- biri. Gerçi asıl suç onda değil... Önlibero olarak aldığın adamdan Alex yaratmaya kalkarsan, elbette bir yerleri kalkar ve defansı sallamaz, kendi çapında takılır. Alper de iyi oynamasına rağmen yedek bırakılıyor en önemli maçta. Hem de Eskişehirspor'da da hocası olan adam tarafından. Fenerbahçe orta saha oyuncularından hücumda gerekli katkıyı sağlayamazsa nasıl Galatasaray'ı geride bırakabilir? Felipe Melo-Selçuk İnan ikilisi en kritik sezonda ligde 25 gole ulaşmıştı...

6- Bir Holmen vardı? Holmen, Aykut Kocaman'ın transferi olabilir, Ersun Hoca istemiyor da olabilir... İstemiyorsan kiralarsın bir yere en kısa sürede... Ama unutulmasın ki beğenilmeyen Holmen geçtiğimiz sezon ligde 11 gol attı.

7- Diğer bir soruma gelince... Dirk Kuyt, Mehmet Topal gibi isimlerin şu anki Fenerbahçe 11'i için yeterli olmadıklarını düşünen bir ben mi varım? Hedef 2.'likse sorun yok. Ama tek hedef şampiyonluksa bence bu iki isim de maalesef yeterli değil. Yeterli görmediğim çok isim var da, Kuyt ve Topal çok fazla övüldüğü için yazıyorum bunu. Önemli yeteneklerin olduğu, yaratıcılığın zirve yaptığı bir 11'de ikisi de müthiş işler yapabilir. Özellikle Kuyt'ı çok seviyorum, her zaman Fenerbahçe kadrosu içinde yer almasını isterim. Yatçaz-kalkçaz Meireles gibi sorumsuz değil. Adamın kralı... Ama o bölgede sadece çalışkanlıkla, gayretle olmuyor işte... Muhtemelen anlatamadım kafamdakini... Şöyle söyleyeyim, belki daha iyi anlaşılır. Takımda Alex, PVH gibi büyük yıldızların olduğunu düşünün. Onların alıp sürüklediği takımda en düz adam bile çalışkanlığıyla büyük yarar sağlayabilir. Deniz Barış, Selçuk Şahin örnekleri gibi. Sadece defansif görevlerini yapsalar yeterlidir, nasıl olsa kilidi açan birileri vardır. Ama şu anki takımda büyük topçular olmadığından, çalışkanlık, mücadele bir yere kadar. Düzlükten sürünen bir takımda onlar daha da çok göze batıyor ve ben de buradan gelip eleştirmek zorunda hissediyorum kendimi.

8- Aslında ilk 7 madde boşunaydı. Asıl soruya geleyim... Aziz Yıldırım, ne zaman çekeceksin ellerini Fenerbahçe'nin üzerinden? Yaptıkların ve yap(a)madıkların yetmedi mi?